Taana(Tarhana)
: İhtiyaca göre
hazırlanan yoğurdun içine domates, soğan,
yeşil acı biber (yuvarlak kırmızı ingiliz
biberi), tuz dereotu,nohut,konarak yaklaşık
bir hafta bekletilir. Bekletilen karışım un
ve nişasta ile yoğrularak hamur elde edilir.
Üstü kapatılarak kıvamı gelinceye kadar
dinlendirilir. Kıvamı gelen hamur ufak
parçalara bölünerek bez üzerine dökülür ve
güneşte kurutulmaya bırakılır. Kurutulduktan
sonra elle ovularak kum haline getirilir.
Tarhana eleği ile elenerek bez torbalara
konarak saklanır.
Makane(Makarna) :
Yeteri kadar un elenir. Su,tuz ve yumurta
ile karılır. Pazılandıktan sonra
gaselenmemesi için üzeri yaş bezle örtülür.
Yaklaşık yarım saat sonra 1,5 - 2 cm.
kalınlığında ve 40 - 50 cm çapında açılır.
Kuruması için bezlere serilir. Alt-Üst
yapılarak iyice kurutulur. Kuruyan
hamurların beşi üstüste konur, tam
ortasından ikiye bölünür ve iki yarım daire
tekrar üstüste konur. 10-12 mm eninde ve 20
cm. uzunluğunda çubuklara bölünür. 10 Katlı
hamur desteleri muntazaman dikkatlice ve
istenilen kalınlıkta kesilir. Çarşaflara
serilerek Güneş görmeden 15 gün kadar
kurutulur. Kalburda çalkalanır, bez torba
içine konularak torbalanır ve rutubet
olmayan uygun ortamda saklanır. Makane
kesimi akraba ve komşular arasında gubaşık(birbirine
yardım etme) usulü ile hanımlar
tarafından yapılır.
Düven: Ekini (Buğday ve arpayı)
danesinden ayırmak ve ekin saplarını saman
haline getirmek için at,manda ve öküzle
çekilen altında çakmak taşları olan bir
alet. Çam ağacından kesilip yassı bir
şekilde uzun ve geniş ve kalın bir
tahta haline getirilen düvenin altına çakmak
taşları çakılır. Çakmak taşları çok sert ve
keskindir.Eskiden traktör, patoz ve
biçerdöğer yokken bütün işler insan ve
hayvan gücüyle oluyordu.
Bunun hikayesini kısaca anlatalım:
Taana ve makanenin ve bazlamanın ununu elde
etmek için tarlada yetişmiş buğday biçilip
harmana getirilir. Çember şeklinde
yere serilen buğday ve arpa saplarının
üstünde hayvanlara bağlanmış düven ile
daneler saplarından ayrılıncaya ve sapları
da saman oluncaya kadar dönülür. İşler
bittikten sonra harman yapılır ve rüzgarlı
bir havada (Poyraz rüzgarında) savrularak
daneler ve saman birbirinden ayrılır.
Bes
Besleme : Bir yıl
önceden genç bir sığır alınır veya evdeki
tana ve düveden biri sığıra salınmayıp evde
beslenir. Semirmesi için yiğintisinin
cinsine ve miktarına göre dışarıdan da
takviye yapılır. Temizliğine dikkat edilir.
Sonbahar sonunda Kasım veya Aralık aylarında
kesilir. Parçalandıktan sonra, etler
kemiklerden ayrılır. Yağlar ayrı bir kazanda
pişirilip eritildikten sonra gakırdakları
süzülür, yeteri kadar gaplara konularak "Donya"
yapılır.
Kaburga, kol ve bacak etleri iyice
temizlenmez. Parçalanarak salamura yapılır.
Bir müddet tuz içinde kaldıktan sonra iple
asılarak kurutulur. Kışın ıslandıktan sonra
yemeklere katılır veya fırında pişirilir.
Gavurma : Yağlı etler kıyma makinesinde
çekildikten sonra büyükçe bir bakır kazana
atılarak tuz katılıp iyice pişirilir ve
gavurma yapılır. Ateşten indirildikten sonra
genişçe kaplara dökülür. Donmaya bırakılır.
Kışın çorbalara, yemeklere, ekmeklere
katılır, tavada eritilerek katık yapılır.
Mumbar : Bağırsaklar temizlenerek
mumbar (sucuk) yapılacak hale getirilir.
Fazlası şişirilerek kurutulup saklanır.
Mumbarlık et el makinesinde çekilerek ekmek
teknesinde toplanır. Sarımsak, soğan,
kimyon, tuz, karabiber, kırmızıbiber
katılarak hamur karar gibi iyice yoğrulur ve
bir müddet bekletilir. Kıvamını ve tadını
sınamak için manduzda köfte yapılır. Önceden
hazırlanan bağırsaklar patlatılmadan ve
içinde hava boşluğu kalmadan uygun bir
aparat takılmış kıyma makinesiyle
doldurulur. 30-40 cm arasında doldurulduktan
sonra iki taraflı iple boğdurulur, oklanlara
takılarak kedilerden ve gececilerden korumak
için uygun bir yere asılır. Suyunu çektikten
sonra birkaç günde bir yorgan iğnesi ile
veya şiş ile iğnelenir. Oklava ile
sıkıştırılarak yassılaştırılır.
Pekmez Ocağı :
Önce ocağın bakımı yapılır. Oluk temizlenir,
cendere yağlanır, şıra kazanlarının yerleri
temizlenir, kazanların oturacağı taşlar
sabitlenir, iki adet pekmez kazanı
kalaylanır, ocaktaki yerlerine kenarları
balçıkla sıvanarak sağlamlaştırılır, bacası
onarılır. Ekim ayında üzümler iyice
olgunlaştıktan ve şerbetlendikten sonra bağ
bozumu başlar. Selelere doldurulan üzümler
genelde bağlarda kurulan pekmez ocaklarına
getirilir. Şırasını çıkarmak için oluklara
dökülür. Tortunun dibe oturması, ekşiliğin
ve bulanıklığın giderilmesi için üzerine
beyaz pekmez toprağı dökülür. Üzümler
çiğnenerek çıkan su oluğun ucandaki
cöğürtlenden süzülerek kazana dolar.
Toprağından arındırılması için torbalara
konularak süzülür. Çiğneme işi bittikten
sonra artan üzüm posaları (cibre'ler)
cendereye konularak iyice sıkıştırılır ve
sirke yapmak için kaplara veya pekmez yapmak
için tekrar torbalara doldurulur. Topraktan
arındırılan üzüm suyu şıra kazanlarına
taşınır. Ocak yakılarak şıra yeteri kadar
kaynatılır ve delikli kevgirle Kef'leri
alınır. Ocaktan indirilerek dinlenmeye
bırakılır. Pekmez yapmak için Pekmez
Ocağı'nın altı ısı gücü yüksek çıralı
kütüklerle yakılır ve devamlı bu şekilde
beslenir. Dinlendirilen şıra pekmez
kazanlarına dökülür. Kaynama esnasında uzun
saplı bakır kepçelerle devamlı karıştırılır
ve savrularak taşması önlenir. Bu işlem aynı
zamanda pekmezin kıvamını ve rengini
ayarlamak içindir. Fazla kaynatılırsa kıvamı
ve rengi koyu olur. Pekmez yeterli kıvama
geldikten sonra kaynatma işine son verilerek
kazanlarda soğutulur. Evde küçük küplerde
veya bidonlarda saklanır.
Pekmez
kaynatma işlemi sonbaharda tören havasında
geçerdi. Akşamları yanan pekmez ocağının
bacasından tüten ve yaklaşık 1-2 metre
havaya çıkan ocağın alevi, sonbahar
gecelerine ayrı bir renk katardı. Kaynayan
şıra kazanlarında ayva haşlanırdı. Aileler
sıraya girer, birinin boşalttığı alanı
diğeri doldururdu. Kazanlar taşınırken
gerekli yardımlaşma yapılırdı. Köyümüzde
Çamışlara ve Dervişlere ait 2 pekmez ocağı
vardı. Önceden
okullar tam zamanlı olduğu için, öğle
yemeklerinde bir tas pekmez ve bir tas da
yoğurt konurdu. Bazlamayı bandıra bandıra
yenilirdi. Kışın sabahları içine dömeç(kıyma
kavurması) katılarak pişirilen tanaşının
(tarhana çorbası) ardından bazlamayı bandıra
bandıra yenen pekmez soğuğa karşı dirençli
olmamızı sağlardı.
Şırgın Yağ (Susam) :
Haziran ayı sonu veya Temmuz ayı başında
Arpa ve ekinlerin biçilmesinden hemen sonra
ekilir. Eylül ayı sonuna doğru da toplanır.
Soba burusu kalınlığında demet-demet
bağlanır ve genellikle dambaşlarda dörtlü
gruplar halinde birbirine çatılarak
kurutulur. Kuruyan susam çul'un üzerinde
çırpılır. Yalığa getirilir. Yüksek harlı
ateşte et tavasında iyice kızarıncaya kadar
kavrulur. Kavrulan susamlar torbalara konur.
Yağ çıkarma işlemi için cenderenin alt
oluğuna yerleştirilir. Cenderenin üst
parçası iki kişi tarafından çevrilerek alt
taraftaki torbanın üzerine baskı yapılır.
Cendere kolu iyice çevrilerek susam yağı
çıkarılır. Alt parçanın oluğundan süzülen
yağ, cöğürtlenden geçerek kazana dolar.
Yemeklerde veya ekmek üzerine sürülerek
tüketilir. Çıkan küspe sığırlara verilir.
Köyümüzde Çamışlara ait olan bir Yaalık
vardı. Herkes yağ ihtiyacını bu yaalıkta
yapardı.
Yaprak Bastırma(Salamura Asma Yaprağı) :
Asmalardan toplanan ince ve körpe yapraklar,
fazla bekletilmeden çok tuzlu sıcak suda
desteleri çevrilerek iyice haşlanır.
Soğuduktan sonra içi, iç yağı ile yağlanmış
teneke veya kübeciğe aralarına iri tuz
serperek bastıra bastıra yerleştirilir.
Kaynatılarak soğutulmuş tuzlu su dökülür.
Baskı yapması için üzerine taş konur.
Hoşaf
: Yazın elma,
erik, vişne, armut, kayısı, ayva gibi
meyveler kurutulur. Pişirileceği zaman iyice
yıkanır, su dolu büyük tencereye konur, ağzı
kapatılarak kısık ateşte kaynamaya
bırakılır. Pilav, makarna gibi yemeklerin
yanında yenir.
Kuru
: Uluköyde 1990
yıllarına kadar kuru yapma devam etti.1990
yıllarından sonra kuru
yapma adeti kalktı.
Bunun nedeni ise; Gençler Çayırhan Kömür
ocağında ve Termik santralında işe girip
Çayırhan, Beypazarı ve Nallıhana taşındı. Bu
yüzden öğrenci olmayınca köy ilkokulu
kapandı. Kuruyu artık yapmak yerine
Beypazarın'daki fırınlardan hazır satın alır
duruma geldiler. Köyümüzde 1990 yılına
kadar 3 kuru fırını vardı. Yukarı mahallede
Nimet Yavaş'ın fırını, aşağı mahallede
Muhacirlerin Assi'nin fırını ve Öreylilerin
Fethiye'nin fırını. Mahalle
fırınında, birkaç aile bir araya gelerek
yardımlaşma içinde ve sıra ile kurusunu
yapar. İhtiyaca göre un ince elekle elenir,
pişmiş süt ve tereyağı ile karıştırılıp
karılır. Hamur bir müddet dinlendirildikten
sonra hamurun kendisine gelmesi beklenir.
Kıvamı
gelen hamur kuru yapılacak tahtanın
üstüne konur. Uzun yuvarlaklar haline
gelinceye kadar hamura şekil verilir.
Kurular baklava şeklinde kesilerek üzerine
asma yaprağı döşenmiş tepsilere dizilir.
Üzeri bir bezle örtülür. Fırında
pişirileceği zaman süte batırılarak asma
yapraklarıyla beraber fırın küreğiyle fırına
sürülür. Fazla kızarmadan pişirilir.
Fırından çıkarılan kurular asma
yapraklarından temizlenerek soğutulmaya
bırakılır. Soğuyan yumuşak kuruları kurutmak
için fırına tekrar sürülür. Fırıncı fırının
tavını iyi ayarlar ve tam tavında kuruyu
fırından çeker.
Kışın
sabah ve akşamları çaya batırılarak veya
öğün aralarında açlığı yatıştırmak için
tüketilir. Rutubetsiz yerde teneke kutularda
saklanırsa senesine kadar gevrekliği ve tadı
bozulmadan kalır.
Cevizli Sucuk :
Cevizler toplanır, hafifçe vurularak bütün
halinde kabuğundan çıkarılır. Bu işleme "Gapçıklama"
denir. Fazla kurumadan yaklaşık 50 cm.
uzunluğunda ipe iğneden geçirilerek dizilir.
Kurumuş cevizlerin ipe dizilmeleri zor
olacağından önce ıslatılması gerekmektedir.
İpe dizilen cevizler küflenmemesi için iyice
kurutulur. Pekmez kazanı ocağa konur. Pekmez
miktarına göre yeteri kadar normal ekmeklik
un konarak iyice karıştırılır. Bu işlem
pekmezin içinde un pütürleri kayboluncaya
kadar devam eder. Karıştırılarak kaynatmaya
devam edilir. İstenilen kıvama gelince kazan
ocaktan indirilir. Tam soğumadan ipe serili
olan ceviz dizgisi itina ile kazana
batırılır-çıkarılır. Bu işlem sucuk yeterli
kalınlığa ulaşıncaya kadar devam eder. Her
tarafı macunlanan ceviz dizgisi iki parça
haline getirilerek sırıklara asılır.
Kuruduktan sonra şekerlenmemesi için
sandıklarda saklanır.
Kaynak:http://www.karakoykoyu.net
sitesinden alınmıştır.Ve
Uluköy köyüne adapte edilmiştir.